Ahmet Hamdi Tanpınar huzur romanının özeti, romanı kişileri, kon
6/12/2009 · Kategori: Egitim
Huzur / Ahmet Hamdi Tanpınar
Huzur Romanı Konusu:
Mümtaz ın Nuran a olan aşkının öyküsü
Huzur Romanı Özet
Mümtaz ve Suat’ın Nuran’a olan aşklarıdır öykünün merkezi. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeni ile Nuran’dan ayrılan Mümtaz’ın iç dünyası yıkılmıştır. Radyoda II.Dünya savaşının başladığı haberi verildiği sırada, Suat’ın hayalini gören Mümtaz merdiven başına yıkılır (bazı edebiyat incelemecileri, sonda Mümtaz’ın öldüğü biçiminde yorumlar yapmış olsalar da, Tanpınar’ın metninde ölüm telaffuz edilmiyor).
Mümtaz, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, salaş dükkanlarda, bit pazarında, Çekmece’de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaştırırken, İstanbul’un bir kronikçisi, İstanbul’da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köşelerin bir tasvircisi oluyor romanda. Huzur’un sonraki bölümlerinde Boğaz’a, zengin bir eve, sanki başka bir dünyaya geçiyoruz. Pırıl pırıl görünen modern semtte önceleri çok mutlu olan Mümtaz, giderek bu çevrede yaşayan insanlardan kaynaklanan olayların sonucunda yıkılır. Geçilmemesi gereken bir sınırı çiğnemiştir o!
Her yeni tecrübe gibi şahsîdir, her yeni tecrübe gibi ilktir. Mümtaz, bindiği bir Ada vapurunda Nuran’a rastlamış ve “Tehlikeli denecek derecede zengin, her ihtimale gebe, her mânasında velûd bir kadınlık hayatı(nın), bakımsız bir tarla gibi sırf kendisini işleyecek erkeğin yokluğundan yarı hülyâ, yarı verimsizliğin bütün sebeplerini kendisinde gören bir aşağılık duygusu içinde akıp gittiğini” farketmiştir. Bu tesbitin arkası kendiliğinden gelecek ve zalim bir çocukluğun ara sokaklarından geçerek kendisini İhsan’ın kollarına atan Mümtaz, fikrî zeminini sağlamlaştırmış bir insan olarak duygusal arka planını inşa etmeye soyunacaktır: “O madem ki artık benim için herşeydir, o halde bütün kâinatımla ona taşınmalıyım.” der.
Huzur Romanı Ana Fikir
Her aşkın bir ıstırap ve çilesi bazen insana mutluluk bazen de mutsuzluk verir.
Huzur Romanı Şahıslar ve Olaylar
Dört bölümden oluşan kitabın her bölümü, öykünün dört kahramanının, İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz’ın adlarıyla verilir. Ancak, romanın ana karakteri Mümtaz’dır. Yazar, diğer üç karakteri de Mümtaz’la olan ilişkileri çerçevesinde tanıtır bize. Birinci dönem Türk romanında mekan Doğu-Batı değerlerini temsil etmek bakımından bir anlam taşıyor ve kent ikiye ayrılıyordu. İstanbul tarafının mahalleleri Osmanlı-İslam geleneklerinin, göreneklerinin değerlerinin yaşadığı semtlerdi. Beyoğlu tarafı ise kentin Batılılaşmış öteki yarısıydı. Oturulan mekan olarak konak ve apartman Doğu-Batı karşıtlığının simgesiydi. İlk dönem yazarları arasında, Doğu-Batı karşıtlığı ve kimlik sorununu, İstanbul’un farklı semtlerini karşı karşı getirerek işlemektedir.
Araba Sevdası Recaizade Mahmut Ekrem özeti, kitabın konusu, kita
6/12/2009 · Kategori: Egitim
Bihruz Bey bir Osmanlı paşasının oğludur. Evde özel hocalardan yarım yamalak bir eğitim görmüştür.Alafırangalığa özenir, süsü, gösterişi sever. Şık giyinir. Şımarık, sorumsuz bir gençtir. Her fırsatta az buçuk bildiği Fransızcasıyla terziler, ayakkabıcılar ve garsonlarla konuşur. Böylece Batılı olduğunu sanır.
Devrin pahalı eğlence yerlerinde arabasıyla gezer. Bir gün Çamlıca tepesine çıkar. Güzel bir arabada sarışın, kibar görünüşlü bir kız görür. Hemen ona aşık olur. Ertesi hafta yine oraya gider. Binbir özenle yazdığı mektubu kızın arabasına atar. Fakat, o günden sonra onu bir daha göremez. Yemeden içmeden kesilir, zayıflar. İşini, annesini ihmal eder. Arkadaşlarından Keşfi Bey aşkını öğrenir. Ona kızın öldüğünü, ailesini yakından tanıdığını, bir de ablası bulunduğunu söyler. Bihruz Bey bu yalana inanır.
Aradan günler geçer, Bihruz Bey’in aşkı yavaş yavaş küllenir. Şehzadebaşı’nda dolaşırken, tutulduğu kıza rastlar. Fakat onun sevgilisi değil, ablası olduğunu düşünür. Güçlükle kadının yanına yaklaşır, üzüntüsünü bildirir, kız kardeşine olan aşkından söz eder. Mezarın yerini sorar. Kadın güler. Bihruz Bey’e onunla nerede karşılaştığını açıklar ve kızkardeşi bulunmadığını söyler. Alaylı kahkahalar atar.Bihruz Bey düştüğü kötü durumdan kurtulmak ister. Fakat pot üstüne pot kırarak daha gülünç olur. Utançtan kıpkırmızı kesilir. Sonra , bir yolunu bularak oradan ayrılır.
Edebiyat tarihimizin dönüm noktası olarak kabul edilen Araba Sevdası romanı, bin sekiz yüzlerde İstanbul’un sosyete ve sefahat yaşamını konu alan bir romandır. Yazar Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat edebiyatının sona erdiği, buna karşılık Servet-i Finun edebiyatının ağır bastığı dönemin ünlü edebiyatçılarındandır. Aslında Araba Sevdası bu geçişte önemli bir yere sahip, zira bu roman edebiyatımızın ilk realist romanıdır.
Dönemin siyasi kargaşası bir yana, Osmanlı’nın yeni yeni batıya açılma çabalarıyla, İstanbul’un aristokrat çevrelerinin nasıl bir anda Fransızca meraklısı olduğu komik ve alaycı bir dille ifade ediliyor. Mahmut Ekrem’in bu anlamda mizahi kişiliği ön plana çıkar. Romanın esas vurgusu ise dönemin ehli- keyfine yapılan eleştirilerdir.
Bihruz Bey, babasının işi icabı memleketin birçok yerini dolaşmış ve bu nedenle tahsilini pek yapamamış bir gençtir. Babasının varlığıyla yaşayan, bir evin biricik evladıdır. Ehemmiyet verdiği yegane şeyler; markalı giyinmek, Fransızca dersi almak, aldığı bu derslerle öğrendiği Fransızca’yı alakalı alakasız her yerde kullanmak, ve bir de belki en mühimi ve romana ismini veren kısmı, pahalı arabasıyla dolaşmaktır. (Şüphesiz araba sözcüğü ile , günün önemli ulaşım araçlarından biri olan, atlı araba anlaşılmalıdır.) Babasının vefatından sonra büyük bir servetin üzerine konar, bu pahalı ve özentili yaşamıyla tam bir mirasyedidir.
Arabası ile gezmek onun için öyle bir hal almıştır ki, soğuk kış günlerinde ya da yazın kavurucu sıcağında günün yirmi dört saatini arabasında geçirmektedir. Bu arada pahalı arabasının bir hayli yüklü taksitlerini elindeki köşkleri satarak ödemektedir.
Haftanın birkaç günü Mösyö Piyer’den aldığı Fransızca dersleri, belki tahsil hayatının yegane bölümüdür. Yarım yamalak bilgisiyle, olur olmaz yerlerde kullandığı diliyle, Fransız uşak Mişel’in bile zaman zaman anlamadığı bir konuşması vardır. Hele Fransız yazarların edebi kitaplarını okumak, onlarla mest olmak onun için edebiyatın kendisidir.
Kadınlar konusunda ise fazlaca iştahlı değildir. Beğenmek şöyle dursun, yegane hedefi, araba ekipmanı ve markalı kıyafetleriyle göz doldurmak, beğenilmek, hatta hayranlık uyandırmaktır. Bu nedenle şehrin eğlence merkezlerini fellik fellik gezmekten başka işi yoktur, işine bile arada bir uğrar. Hayat onun için böylece sürüp giderken, sefahat mekanlarından biri ola Çamlıca’ da, ahbabı Keşfi Bey ile sohbet ederken gördüğü sarışın dilber ilgisini çeker, hatta oracıkta ona aşık olur. Onun da kendisine aşık olduğuna inanmaktadır. Bundan sonra Bihruz Bey’in platonik aşkının, hatta kurgusal aşkının, Keşfi Bey’in yalanlarıyla nasıl şekillendiğinin komik bir hikayesi anlatılır..
Keşfi Bey, etrafında yalancılığıyla bilinen, yaşantısıyla Bihruz‘dan pek farkı olmayan sorumsuz bir gençtir. Yalanlarını çocukluğunun saf oyunlarıyla karıştıran, bu zararsız delikanlı ilk önce Bihruz’a bu sarışın hatunu tanıdığını söyler, öyle ki yalanlar Bihruz Bey’in sevgilisini Keşfi Bey’ den delice kıskanmasına sebep olur. Keşfi, yalanlarını, hatunun ölüm haberine kadar vardırır. Bihruz’un içli aşkını bilmeksizin uydurulan bu yalanlar, aşk acısının komik öykülerini ortaya çıkarır. Aradan geçen birkaç aylık zaman içinde, aşık olduğu sarışın hatunu, Periveş Hanım’ı, hiç göremeyen Bihruz, ölüm masalına kolayca kanar, çünkü son derece saftır ve aşık olmanın kendine has şüpheciliğine o da düşüvermiştir. Aşk acılarıyla geçirilen birkaç zaman, Bihruz’da bazı değişikliklere sebep olur, eğlence yerlerinde boy göstermek ya da arabasıyla etrafta tur atmak eskisi gibi zevk vermemektedir. Artık kırlarda tek başına dolaşmayı, sevgilisini düşünmeyi, hatta eğlencelerden el çekip, Ramazan ayı geldiğinde oruç tutup namaz kılmayı tercih eder olur. Vazgeçemediği yegane şey kullandığı Fransızca kelimelerdir.
Bihruz acı gerçeği geç de olsa öğrenir. Aşık olduğu Periveş ölmemiştir ama, kendisine aşık olmak bir yana varlığından habersiz bir hanımdır.
Bihruz’un bu komik hikayesi, aslında güçlü bir içerikle aşkı işler. Tüm bu komedinin arasında bile, aşkın tutsaklığının ve aşk acısının yoğun hissiyatı ilgiyi sağlar.
Yaşamı:
RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847-1914 İstanbul)
Recaizade Mahmut Ekrem 1 Mart 1847’de İstanbul’da Vaniköy’de doğdu. 1858’de Mekteb-i İrfan’ı bitirdi. 1862’de Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’ne girdi. Çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Orada Namık Kemal ve başka ilerici gençlerle tanıştı.Sonra Vakit , Tasvir-i Efkar , Tercüman-ı Hakikat ve Terakki gazetelerinde yazmaya başladı.Namık Kemal 1867’de Avrupa’ya kaçınca , Tasvir-i Efkar’ı ona bıraktı.1880-87 yılları arasında Mekteb-i Mülkiye ile Mekteb-i Sultan-i’de edebiyat öğretmenliği yaptı.1895’te eski öğrencisi Tevfik Fikret’i Servet-i Fünun dergisinin başına getirdi.Yenilikçi gençlere yol gösterdi.Edebiyat-ı Cedide’cileri destekledi. Eski edebiyatı tutanlarla tartışmalara girdi.1901’de Servet-i Fünun kapatılınca , Meşrutiyet’e kadar sustu.1908 sonlarına doğru birkaç ay Evkaf ve Maarif Nazırlığı’nda bulundu.Ayan üyeliğine seçildi. Araba Sevdası romanıyla Batı hayranlığını sergilerken, Türk edebiyatında gerçekçi romanın ilk örneklerinden birini verdi. 31 Ocak 1914’te bu görevde iken Şişli’deki evinde öldü.
Bihruz Bey bir Osmanlı paşasının oğludur. Evde özel hocalardan yarım yamalak bir eğitim görmüştür.Alafırangalığa özenir, süsü, gösterişi sever. Şık giyinir. Şımarık, sorumsuz bir gençtir. Her fırsatta az buçuk bildiği Fransızcasıyla terziler, ayakkabıcılar ve garsonlarla konuşur. Böylece Batılı olduğunu sanır.
Devrin pahalı eğlence yerlerinde arabasıyla gezer. Bir gün Çamlıca tepesine çıkar. Güzel bir arabada sarışın, kibar görünüşlü bir kız görür. Hemen ona aşık olur. Ertesi hafta yine oraya gider. Binbir özenle yazdığı mektubu kızın arabasına atar. Fakat, o günden sonra onu bir daha göremez. Yemeden içmeden kesilir, zayıflar. İşini, annesini ihmal eder. Arkadaşlarından Keşfi Bey aşkını öğrenir. Ona kızın öldüğünü, ailesini yakından tanıdığını, bir de ablası bulunduğunu söyler. Bihruz Bey bu yalana inanır.
Aradan günler geçer, Bihruz Bey’in aşkı yavaş yavaş küllenir. Şehzadebaşı’nda dolaşırken, tutulduğu kıza rastlar. Fakat onun sevgilisi değil, ablası olduğunu düşünür. Güçlükle kadının yanına yaklaşır, üzüntüsünü bildirir, kız kardeşine olan aşkından söz eder. Mezarın yerini sorar. Kadın güler. Bihruz Bey’e onunla nerede karşılaştığını açıklar ve kızkardeşi bulunmadığını söyler. Alaylı kahkahalar atar.Bihruz Bey düştüğü kötü durumdan kurtulmak ister. Fakat pot üstüne pot kırarak daha gülünç olur. Utançtan kıpkırmızı kesilir. Sonra , bir yolunu bularak oradan ayrılır.
Edebiyat tarihimizin dönüm noktası olarak kabul edilen Araba Sevdası romanı, bin sekiz yüzlerde İstanbul’un sosyete ve sefahat yaşamını konu alan bir romandır. Yazar Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat edebiyatının sona erdiği, buna karşılık Servet-i Finun edebiyatının ağır bastığı dönemin ünlü edebiyatçılarındandır. Aslında Araba Sevdası bu geçişte önemli bir yere sahip, zira bu roman edebiyatımızın ilk realist romanıdır.
Dönemin siyasi kargaşası bir yana, Osmanlı’nın yeni yeni batıya açılma çabalarıyla, İstanbul’un aristokrat çevrelerinin nasıl bir anda Fransızca meraklısı olduğu komik ve alaycı bir dille ifade ediliyor. Mahmut Ekrem’in bu anlamda mizahi kişiliği ön plana çıkar. Romanın esas vurgusu ise dönemin ehli- keyfine yapılan eleştirilerdir.
Bihruz Bey, babasının işi icabı memleketin birçok yerini dolaşmış ve bu nedenle tahsilini pek yapamamış bir gençtir. Babasının varlığıyla yaşayan, bir evin biricik evladıdır. Ehemmiyet verdiği yegane şeyler; markalı giyinmek, Fransızca dersi almak, aldığı bu derslerle öğrendiği Fransızca’yı alakalı alakasız her yerde kullanmak, ve bir de belki en mühimi ve romana ismini veren kısmı, pahalı arabasıyla dolaşmaktır. (Şüphesiz araba sözcüğü ile , günün önemli ulaşım araçlarından biri olan, atlı araba anlaşılmalıdır.) Babasının vefatından sonra büyük bir servetin üzerine konar, bu pahalı ve özentili yaşamıyla tam bir mirasyedidir.
Arabası ile gezmek onun için öyle bir hal almıştır ki, soğuk kış günlerinde ya da yazın kavurucu sıcağında günün yirmi dört saatini arabasında geçirmektedir. Bu arada pahalı arabasının bir hayli yüklü taksitlerini elindeki köşkleri satarak ödemektedir.
Haftanın birkaç günü Mösyö Piyer’den aldığı Fransızca dersleri, belki tahsil hayatının yegane bölümüdür. Yarım yamalak bilgisiyle, olur olmaz yerlerde kullandığı diliyle, Fransız uşak Mişel’in bile zaman zaman anlamadığı bir konuşması vardır. Hele Fransız yazarların edebi kitaplarını okumak, onlarla mest olmak onun için edebiyatın kendisidir.
Kadınlar konusunda ise fazlaca iştahlı değildir. Beğenmek şöyle dursun, yegane hedefi, araba ekipmanı ve markalı kıyafetleriyle göz doldurmak, beğenilmek, hatta hayranlık uyandırmaktır. Bu nedenle şehrin eğlence merkezlerini fellik fellik gezmekten başka işi yoktur, işine bile arada bir uğrar. Hayat onun için böylece sürüp giderken, sefahat mekanlarından biri ola Çamlıca’ da, ahbabı Keşfi Bey ile sohbet ederken gördüğü sarışın dilber ilgisini çeker, hatta oracıkta ona aşık olur. Onun da kendisine aşık olduğuna inanmaktadır. Bundan sonra Bihruz Bey’in platonik aşkının, hatta kurgusal aşkının, Keşfi Bey’in yalanlarıyla nasıl şekillendiğinin komik bir hikayesi anlatılır..
Keşfi Bey, etrafında yalancılığıyla bilinen, yaşantısıyla Bihruz‘dan pek farkı olmayan sorumsuz bir gençtir. Yalanlarını çocukluğunun saf oyunlarıyla karıştıran, bu zararsız delikanlı ilk önce Bihruz’a bu sarışın hatunu tanıdığını söyler, öyle ki yalanlar Bihruz Bey’in sevgilisini Keşfi Bey’ den delice kıskanmasına sebep olur. Keşfi, yalanlarını, hatunun ölüm haberine kadar vardırır. Bihruz’un içli aşkını bilmeksizin uydurulan bu yalanlar, aşk acısının komik öykülerini ortaya çıkarır. Aradan geçen birkaç aylık zaman içinde, aşık olduğu sarışın hatunu, Periveş Hanım’ı, hiç göremeyen Bihruz, ölüm masalına kolayca kanar, çünkü son derece saftır ve aşık olmanın kendine has şüpheciliğine o da düşüvermiştir. Aşk acılarıyla geçirilen birkaç zaman, Bihruz’da bazı değişikliklere sebep olur, eğlence yerlerinde boy göstermek ya da arabasıyla etrafta tur atmak eskisi gibi zevk vermemektedir. Artık kırlarda tek başına dolaşmayı, sevgilisini düşünmeyi, hatta eğlencelerden el çekip, Ramazan ayı geldiğinde oruç tutup namaz kılmayı tercih eder olur. Vazgeçemediği yegane şey kullandığı Fransızca kelimelerdir.
Bihruz acı gerçeği geç de olsa öğrenir. Aşık olduğu Periveş ölmemiştir ama, kendisine aşık olmak bir yana varlığından habersiz bir hanımdır.
Bihruz’un bu komik hikayesi, aslında güçlü bir içerikle aşkı işler. Tüm bu komedinin arasında bile, aşkın tutsaklığının ve aşk acısının yoğun hissiyatı ilgiyi sağlar.
Yaşamı:
RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847-1914 İstanbul)
Recaizade Mahmut Ekrem 1 Mart 1847’de İstanbul’da Vaniköy’de doğdu. 1858’de Mekteb-i İrfan’ı bitirdi. 1862’de Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’ne girdi. Çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Orada Namık Kemal ve başka ilerici gençlerle tanıştı.Sonra Vakit , Tasvir-i Efkar , Tercüman-ı Hakikat ve Terakki gazetelerinde yazmaya başladı.Namık Kemal 1867’de Avrupa’ya kaçınca , Tasvir-i Efkar’ı ona bıraktı.1880-87 yılları arasında Mekteb-i Mülkiye ile Mekteb-i Sultan-i’de edebiyat öğretmenliği yaptı.1895’te eski öğrencisi Tevfik Fikret’i Servet-i Fünun dergisinin başına getirdi.Yenilikçi gençlere yol gösterdi.Edebiyat-ı Cedide’cileri destekledi. Eski edebiyatı tutanlarla tartışmalara girdi.1901’de Servet-i Fünun kapatılınca , Meşrutiyet’e kadar sustu.1908 sonlarına doğru birkaç ay Evkaf ve Maarif Nazırlığı’nda bulundu.Ayan üyeliğine seçildi. Araba Sevdası romanıyla Batı hayranlığını sergilerken, Türk edebiyatında gerçekçi romanın ilk örneklerinden birini verdi. 31 Ocak 1914’te bu görevde iken Şişli’deki evinde öldü.
Benim Adım Kırmızı Özeti Orhan Pamuk, romanın özeti, kitabın ana
6/12/2009 · Kategori: Egitim
Romanını Özeti
1591 yılı kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre’nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı, yeğeni Kara ise aşkını açıkladığı için evden kovulmuş ve ancak on iki sene sonra İstanbul’a dönebilmiştir. Döner dönmez de hala çok sevdiği Şeküre ile evlenmenin yollarını arar.
Babası ve iki çocuğu ile birlikte kalan Şeküre’nin gönlü hem Kara’da hem de kocasının kardeşi Hasan’dadır. Şeküre’nin babası yani Kara’nın eniştesi Padişahın emri ile gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabın gizli Avrupai usuller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte Efendi Osmanlı sarayının ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leyleği kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif efendi yapmaktadır. Koyu bir taassup içinde olan Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir şeyler çevrildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düşüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karşıtı hikayelerle eğlenirler. Zarif Efendinin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri Zarif Efendiyi öldürür. Romanın geriye kalan kısmı katilin bulunmaya çalışması, nakışta üslup ve imzanın yeri, doğru ve batının yeri üzerine kahramanların düşünceleri ile örülüdür. Böylece kitap bir çok eğlenceliği bir arada barındırmaktadır aslında…
Eski resim sanatının incelikleri ve düşünce yapısı ile ilgili türlü hikayeler ve bilgiler, eski; İstanbul’un dar sokaklarında gezintiler, bohçacı kadınlar, incili yastıklar, fıstık yeşili feraceler, kırmızı yelekler kuru kayısılı pilavlar, hoşaflar, tarhana çorbaları… Tabii bunun yanında kelle uçurmalar, gözlerine iğneler batıranlar ve daha türlü kan kokulu sahneler de mevcut. Katilin kimliğini bulmaya çalışmak bile kitabın sonuna kadar yeterince oyalayıcı. Osmanlı tarihi ve eski resim sanatı ile fazla ilginiz yoksa bazı bölümleri fazla uzatılmış ve tekrar edici bulabilirsiniz. Bunu da romanın kusuru sayalım. 470 sayfalık ince ince kurgulanmış bu romanın son sayfasını çevirip de kapağını kapattığınızda gül ve küf kokularıyla kaldırmadan önce gülümsediğinizi fark edeceksiniz.
SONUÇ :
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Hayatta karşılaşılabilecek her türlü olumlu veya olumsuz şartlar karşısında dahi yaşama ümidi ve sevinci kaybedilmemelidir.
B. KİTABIN HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
“Benim Adım Kırmız” adlı kitap Orhan PAMUK’un diğer romanlarına göre farklı tarzda yazılmıştır. Yazar kitabından “en renkli ve en iyimser romanım” diye bahsetmektedir.
C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Kitabın bazı bölümleri, Osmanlı Tarihi ve Eski Resim Sanatı ile özellikle ilgilenen personel için hariç, fazla uzatılıp, tekrar edici mahiyette olduğundan sıkıcı bulunabilir. Lüzumsuz tekrarlar kaldırılırsa zevkle okunabilecek bir roman olabilir.
Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.
D. YAZARI BİYOGRAFİSİ
ORHAN PAMUK:1952 yılında İstanbul’da doğdu.Ortaöğrenimini Robert Kolej’ de bitirdi. Bir süre İstanbul Teknik Üniversitesi’ ne devam etti, daha sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksekokulu’ndan 1977’ de mezun oldu.
ESERLERİ
Karanlık ve Işık adlı romanıyla 1979 Milliyet Roman Yarışması’nda birincilik ödülünü Mehmet Eroğlu ile paylaştı. Daha sonra Cevdet Bey ve Oğulları ( 1982 ) adıyla yayımlanan bu roman ayrıca 1983 Orhan Kemal Roman Armağanı’ nı da aldı. İkinci kitabı Sessiz Ev ( 1983 ) ile 1984 Madaralı Roman Ödülü’ nü kazandı. Bunu Beyaz Kale (1985), Kara Kitap (1990), Yeni Hayat (1994), Benim Adım Kırmızı (1998) izledi. Gizli Yüz filminin senaryosunu yazdı. Bu çalışmasını 1992 yılında kitaplaştırdı.
REŞAT NURİ GÜNTEKİN ÇALIKUŞU ROMANININ ÖZETİ, KİTAP TANITIMI, KO
6/12/2009 · Kategori: Egitim
REŞAT NURİ GÜNTEKİN ÇALIKUŞU ROMANININ ÖZETİ, KİTAP TANITIMI, KONU ÖZETİ, KİŞİLERİN TANITIMI
KİTAP TANITIMI
A) BİÇİM YÖNÜNDEN
Kitabın adı: ÇALIKUŞU
Yazarın adı: REŞAT NURİ GÜNTEKİN
Basıldığı yayınevi: İNKILAP YAYINEVİ
Sayfa sayısı: 432
Türü: ROMAN
Eserin Özeti: Roman, Feride’nin hatıra defteridir. Feride, kendisine yabancı bir şehirde, bir otel odasında hatıralarını yazarken geriye dönerek, çocukluk ve ilk genç kızlık dönemlerini anlatır:
Kendi deyimiyle “ bambaşka bir çocuk” olan Feride, bir süvari binbaşısının kızıdır. Pek küçükken önce annesini, birkaç yıl sonra da babasını kaybetmiş, Erenköy Kozyatağı’ndaki teyzesinin himayesi altında büyümüştür. Besime teyze onu, Nötre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’nde okutmuştur.
Besime teyzenin genç ve yakışıklı oğlu Kâmran, ciddi ve ağırbaşlı bir insandır. Feride’nin çekindiği ve tatsız şakalarına muhatap edemediği Kâmran, Çalıkuşu’na benzeyen bu canlı, cıvıl cıvıl haşarı kızı sever. Onu sık sık okulunda ziyaret eder. Feride’nin yaramazlıkları tarife sığar gibi değildir. Herkes ondan yaka silker ama yine ondan kimse vazgeçemez. Çalıkuşu onun bu yaramaz hallerinden dolayı takılmıştır. Kâmran, Feride ile evlenmeyi aklına koymuştur. Önce nişanlanırlar. Kâmran, dört yıl için Avrupa’ya gider. Bu arada Feride okulunu bitirir. Düğünden üç gün önce çarşaflı bir genç hanım, Feride’yi ziyaret ederek, İsviçre’de bulunduğu sırada Kâmran’ın Münevver adında hasta bir genç kadına evlenme vaadinde bulunduğunu söyler. Kâmran’ın Münevver’e yazdığı mektupları verir. Münevver de Kâmran’ı sevmiştir. Bunun üzerine Feride köşkten kaçar. Herkes onun yeni bir delilik icat ettiğini sana dursun, emektar bir dadının evine sığına Feride, lise diplomasından cesaret alarak Anadolu’da bir öğretmenlik ister. Bunu başarır da. Bursa vilayetinde bir okula tayin edilir. O günden sonra da başından geçenleri bir mektup defterine not etmeye başlar. Kasabada boş yer kalmadığı için, Feride’yi Zeyniler Köyü denilen, hiçbir öğretmenin gitmeyi kabul etmediği kuş uçmaz kervan geçmez bir köye verirler. Orada, öğrencilerinden birkaçı, küçük Vehbi ve bilhassa Munise, Feride’nin tesellisi olur. Bütün kız çocuklarının Ayşe ya da Zehra diye adlandırıldığı bu köyde .munise adı Feride’ye çok cana yakın gelmiştir. Kızı evlat edinmek ister. Munise, köylülerin sevmediği bir kötü kadının kızıdır. Kadın, kocasından başka bir erkeği sevdiği için, Munise’nin babası, köyden başka bir kadınla evlenmiş ve anasını boşamıştır. Ara sıra gelip kaçamak olarak kızını görmektedir. Çalıkuşu bir çok zorluğu yenerek Munise’yi yanına almayı başarır.
İkisi mesut bir ömür sürmeye başlarlar. O günlerde bir posta soygunu olur. Eşkıya ile jandarma arasında çıkan çatışmada yaralanan bir zabiti köy odasına getirirler. Feride orada yaşlı bir askeri doktorla tanışır. Hayrullah bey adındaki bu doktor, böyle bir yerde, aklından bile geçmeyecek böyle bir öğretmen bulmuş olmaktan o derece şaşırır ki, işin içinde bir sır olduğunu anlar ve Feride’nin daha iyi bir yere nakledilmesi için el altından gerekli teşebbüslere girişir. Bir teftiş sonunda Feride’nin okulu kapatılır ve Çalıkuşu Zeyniler’den ayrılmak zorunda kalır. Vilayet merkezindeki Darülmuallimat’ a Fransızca öğretmeni tayin edilir. Burada Şeyh Yusuf’u tanır. Veremli, hassas, musikişinas bir insandır. Bu Şeyh Yusuf, Feride’yi ölesiye sever. Zaten veremli olan Yusuf Efendi bu ümitsiz aşkın acılarına dayanamaz ve ölür. Bu ölümden kendisini sorumlu tutan Feride, artık orada kalamayacağını anlar, yeni bir yere nakledilmesini ister. Bu sefer onu Çanakkale Rüştiyesi’ne tayin ederler.
Çanakkale’de geçirdiği günlerden sonra, bir vapurla İzmir’e gelir. İzmir’de Reşit Bey adında zengin birisinin çocuklarına mürebbiyelik eder. Bunlar da sıkıntılı ve acılı günlerdir. Bir tesadüf eseri Kâmran’ın Reşit Bey’in uzaktan akrabası olduğunu öğrenir. Bir albümde Kâmran’ın resmini görmüştür. Reşit Bey’in kızı Sabahat, Kâmran’ın Münevver teyzesinin kocası olduğunu söyler. Kâmran, uzun zaman kendi “Çalıkuşu” nu beklemiş, o dönmeyince Münevver’le evlenmiştir. Feride’nin her gittiği yerde güzelliği birtakım olaylara sebep olduğundan burada da barınması güçleşmiştir. Böylece birkaç yer dolaşıp birkaç evlenme teklifini reddederek nihayet Kuşadası’na gelir. Doktor Hayrullah Bey de emekliye ayrılmış, orada yerleşmiştir.yaşlı dost, kızın elinden tutar. Ona yardım eder, onu korur. Munise bu arada iyice büyümüş, süsüne düşkün bir kız olmuştur. Doktor bir uzak köye hastaya gittiği sırada hastalanır. Nezle zannedilen hastalık giderek şiddetlenir ve Munisecik kuşpalazından ölür.
Kader, Feride’yi sanki bütün sevdiklerinden ayırmaya yemin etmiştir. Munise’den sonra çevrenin baskısı, dedikodusu o kadar artar ki Hayrullah Bey hiç olmazsa görünüşü kurtarmak maksadıyla Feride’yi alır. Onunla kağıt üzerinde evlenir. Bir müddet geçince Hayrullah Bey de zaten yaşlı olduğundan ölür. Yalnız, ölmeden önce Feride’nin ailesinin yanına döneceğine dair Feride’den söz almıştır. Onun defterini okumuş, başına gelenlerin sebeplerini öğrenmiştir. Feride’nin kaybolduğunu sandığı defteri, Hayrullah Bey tarafından bir zarfa konularak Kâmran’ a mahsus bir emanet haline getirilmiştir. Feride, rahmetli kocasının vasiyetini yerine getirmek için, verdiğinin ne olduğunu bilmeden bu emaneti Kâmran’ a teslim eder.
Feride’nin dönüşünden en çok memnun olan Kâmran’ın babası Aziz Bey’dir. O, bu dönüşte hayırlı bir alamet görür. Feride birkaç günlüğüne izinli olarak gelmiştir. Kendisine kalırsa mutlaka yine görevine gidecektir. Kâmran, vaktiyle verdiği söze bağlı kalmış, Münevver’le evlenmiştir. Ama kadın zaten hasta olduğundan kısa bir süre sonra ölmüştür. Kâmran, kız kardeşi Müjgan’la bir gece sabaha kadar Feride’nin defterini okuduktan sonra Hayrullah Bey’in yazılı tavsiyesini yerine getirmeyi, Feride’yi bir daha ne olursa olsun hiçbir sebeple kaçırmamayı düşünür. Nitekim, Feride’nin gideceği gün, bütün hazırlıklar tamamdır. Kâmran, güya onu almak için gelen arabadan iner ve Feride’ye kalbini açar. Aynı sersemliği iki defa tekrarlamayacağını söyleyerek Feride’nin gitmesine engel olur....
Eserde yer alan kişiler:
Feride: Parlak cildiyle ilgi çeken, çocukluğunda afacan, genç kızlığında farklı düşüncelere sahip, çocukları çok seven bir köy öğretmeni. Arkadaşlarının taktığı isimle “Çalıkuşu” diye tanınır.
Fatma: Burnunda, yanaklarında, bileklerinde dövmeden süsler vardır. fatma çocuğunu yeni kaybetmiş ve Feride’nin sütannesidir.
Hüseyin: Bir süvari askeridir. Talim esnasında attan düşerek sakat kalmıştır. Hüseyin delişmen bir adamdır. Uzun bıyıklı, kılsız bir Arap askeridir.
Nizamettin: Feride’nin babasıdır. Kendisi bir süvari binbaşısıdır.
Kâmran: Feride’nin teyzesinin oğludur. Çok uslu, ağırbaşlı, bir kişiliği vardır. Kâmran’ın kıvırcık sarı saçları, beyaz, nazik, parlak cildi vardır.
Necmiye: Feride’nin teyzesinin kızı ve Kâmran’ın kız kardeşidir. Kişiliği ile aynı Kâmran’ a benzer.
Neriman: Yirmi beş yaşında dul bir kadındır. Bunun için hep siyah giyer. Kendisi sarışındır.
Müjgan: Feride’nin teyzesinin kızıdır. Feride kuzenleri arasında en çok Müjgan’ı sever. Müjgan çirkin, ağırbaşlı, her istediğini yaptırabilen bir kızdır.
Vehbi: Eğlenceli, boncuk gibi kara, parlak gözleri, küçük kurnaz yüzü, sivri çenesiyle şeytan gibi bir çocuktur.
Cafer: Topaç gibi yusyuvarlak, ak gözlü, parlak dişli, kıpkırmızı ağızlı, kuzguni siyah bir Arap. Kendisine Cafer Ağa derler. Sadece Cafer dediklerinde cevap vermez.
Aşur: On yaşında, iskelet gibi kuru, süzgün, kirli çehreli, küçük dişli bir çocuk.
Hafız Nuri: On yaşında fakat yüzü yetmişlik ihtiyar gibi buruşuktur. Çenesinin altında yeni kapanmış bir sıraca yarası ki, dal gibi boynunun çıplak kalmasına sebep olmuştur. Kirpiksiz patlak gözleri, beyaz sarığının altında yumurta biçiminde bir kafa, hülasa,para ile gösterilebilecek acayip bir mahluk.
Munise: Bembeyaz denecek kadar uçuk sarı saçlı, duru beyaz tenli, melek gibi güzel çehreli, inci dişli bir kız çocuğu. Munise fakir, ayakları çıplak, saçları darmadağınıktır. Munise’nin kıvrak kir piklerinin arasından iki lacivert göz parıldar. Feride’nin evlatlık kızıdır.
Hayrullah: Kocaman çizmeli, şişman bir askeri doktordur. Dolgun beyaz bıyıklı, kalın kaşlı, canlı ve sevimli bir yüzü vardır. Fakat konuşurken oldukça kaba sözler kullanır.
Şeyh Yusuf Efendi: Otuz beş yaşlarında, ince uzun boylu, halim ve tatlı bir adamdır. Süzgün yüzünde, ölmeye mahkum hastalarda görülen renksiz, nazik, şeffaf bir beyazlık vardır.
Kitap Hakkındaki Görüşüm: Kitap gerçekten çok güzel bir kitap. Kitabın en çok beğendiğim özelliği tek bir olaya sabit kalmayıp, sürükleyici bir etkisi olması. Okurken kendimi adeta romanın içinde gibi hissettim. Beğenmediğim özelliği ise, Eski Türkçe’den çok fazla kelime içermesi.
Kitabı başkalarına da tavsiye ediyorum. Çünkü tamamen bir genç kızın başından geçen olaylar ve gerçek hayatta da olması imkansız olmayan şeyler. Bence mutlaka herkes bu romandan kendine bir ders çıkaracaktır. Serüven yönü ağır basan bir sevgi öyküsüdür.
11. sınıf trafik dersi yazılı soruları, lise 3 trafik yazılı sor
6/12/2009 · Kategori: Egitim
ADI SOYADI : NO:
SINIFI :
2007-2008 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI AKDAĞMADENİ İMAM HATİP LİSESİ 11. SINIFLAR TRAFİK VE İLK YARDIM DERSİ I. DÖNEM II. YAZILI YOKLAMA SINAVI
B GRUBU
1-Aşağıdakilerden hangisi taşıtların içinde dikkat edilecek noktalardan birisi değildir?
a)On yaşından küçük çocuklar ön koltuğa oturmamalıdır.
b)Sürücü ve ön koltuktaki yolcu emniyet kemerini takmalıdır.
c)Taşıtta bulunduğumuz sürece sürücünün dikkatini dağıtmamalıyız.
d)Toplu taşıma araçlarında kimseye yer vermeden bulduğumuz yere oturmalıyız.
e)Yolcuları rahatsız edecek şekilde yüksek sesle konuşmamalıyız.
2-Sürücüden başka en az on beş oturma yeri bulunan ve insan taşımak için yapılmış motorlu taşıta aşağıdakilerden hangisi denir?
a)Otobüs b)Minibüs c)Taksi d)Bisiklet e)Motosiklet
3-Hız kurallarıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a)Araçlar hızlarını hız sınırlarını belirleyen levhalara göre ayarlamalıdırlar.
b)Sürücü hangi yükü taşırsa taşısın aynı hızla gitmelidir.
c)Sürücü hava ve trafik kurallarına göre hızını ayarlamalıdır.
d)Otomobil yerleşim yeri içinde 50km/sa hızla gitmelidir.
e)Otobüs yerleşim yeri dışında 80 km/sa hızla gitmelidir.
4-Aşağıdakilerden hangisi sağa dönüş kuralları açısında yanlıştır?
a)Sağa dönüş işareti verilmelidir.
b)Aracın hızı azaltılmalıdır.
c)Gireceği karayolunun en sol şeridine girmelidir.
d)Dönüş sırasında geçiş hakkını yayalara ve bisikletlilere vermelidir.
e) Sağ şeride girmelidir.
5- 100 km/sa hızla seyreden bir aracın öndeki aracı takip mesafesi kaç km/sa olmalıdır?
a)100 b)80 c)70 d)50 e)60
6-
…………………….. …………………… ………………… …………………. ……………………
7-Dönel kavşaklarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a)Araç sola dönecekse orta adaya yakın olan en sol şeride geçmeli
b)Ada etrafında dönerken gereksiz şerit değiştirmemeli.
c)Araç sahibi hızını azaltmalı.
d)Dönel kavşaktan “U” dönüşü yapacaksa adanın en sağına geçmeli.
e)Gireceği yöne uygun dönüş işareti vermeli.
8-
a)
9- Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a)Araçlar otobüs ve taksi duraklarının bulunduğu yerlere park yapamazlar
b)sürücüler yaya ve okul geçitlerinin bulunduğu yerlere park yapamazlar
c)Sürücüler park yapılamaz levhalarının olmadığı yerlere uygunsa park yapabilirler
d)Sürücüler tepe üstleri ve dönemeçlerde park yapabilirler.
e)Duraklayan ve park eden araçların yol tarafındaki yanlara park yapamazlar.
10-Her türlü yolcu,yük ve haber taşıma işine …………………. Denir
Yukarıdaki tanım aşağıdakilerden hangisine aittir.
a)Ulaşım b)Ulaştırma c)Taşıma d)Yükleme e)Nakliye
11-Aşağıdakilerden hangisi araçların manevra kurallarıyla ilgili olarak yanlıştır?
a)Araçlar tek yönlü yollarda geri gidebilirler.
b)Geniş yollarda geri giderken manevra dışında geri giderken şerit değiştirmek yasaktır.
c)Duraklama veya park etme yapan sürücüler tekrar binmeden önce araçlarını ve etrafını kontrol etmelidir.
d)Güvenli bir durum varsa manevra yapılmalıdır.
e)İşaret ışıklarıyla veya kolla park yerinden çıkarken işaret verilmelidir.
12-Bir ülkenin iskele ve limanları arasında gemi işletme ve yolcu taşıma hakkına aşağıdakilerden hangisi denir?
Yukarıdaki tanım aşağıdakilerden hangisine aittir?
a)Haberleşme b)Ulaştırma c)Taşıma d)Kabotaj e)İskele
13-Ülkemizde hangi ulaşım türü diğer ulaşım türlerine nazaran daha büyük bir paya sahiptir?
a)Demir yolu ulaşımı b)Deniz yolu ulaşımı c)Kara yolu ulaşımı d)Hava yolu ulaşımı e)Boru hattı ulaşımı
14-Türk hava yolları genel müdürlüğü aşağıdaki kuruluşlarda hangisine aittir?
a)Ulaştırma bakanlığı b)Dış işleri bakanlığı c)Sağlık bakanlığı d)Kültür bakanlığı e)İç işleri bakanlığı
15-Aşağıdakilerden hangisi ulaşım araçlarının ekonomik yönden yayarlarındandır?
a)Ulaşım yardımlaşmayı kolaylaştırmaktadır.
b)Bir bölgede yetişen ürün başka bir bölgeye kolayca taşınmaktadır.
c)Gazete dergi gibi basılı yayınlar ulaşım araçlarıyla dağıtılmaktadır .
d)Askerlerin bir yerden başka yere sevkleri kolaylaşmaktadır.
e)Ulusal kültür etkinlikleri,ulaşım araçlarıyla uluslar arası alanlara taşınmaktadır.
►Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri doldurunuz.
16-Taşınmasına izin verilen yüklü ağırlığı 3500 kg’dan fazla olan yük taşımak için yapılmış motorlu taşıta
………………………… denir.
17-İnsan bindirip indirmek ,yüklemek ,boşaltmak ya da beklemek amacıyla yapılan harekete …………………….. denir.
18-Yolun trafiğe açılmak ya da kapanmak üzere olduğunu belirten ışığa ……………………….. denir.
19- Aşağıdaki cümlelerin yanına doğruysa D yanlışsa Y koyunuz.
▬Trafik ışığındaki ışıklı oklar sağa ve sola dönüşleri düzenlemek içindir. ( )
▬Kesikli yol çizgilerinin bulunduğu yollarda araç sollanabilir. ( )
▬Yaya geçidi çizgileri araçların güvenli geçişleri için çizilmiştir. ( )
▬Dönemeç ve tepe üstü gibi yerlerde arızalanan araçların en az 30 m önüne ve arkasına reflektör konulmalıdır. ( )
▬Ankara’daki havaalanının adı Atatürk hava alınıdır. ( )
20-Ulaştırmayla ile ilgili kuruluşlardan beş tanesini yazınız.
1-
2-
3-
4-
5-
NOT: Her soru beş (5) puandır.Başarılar dilerim.
« Önceki ::
